Cemal Süreya’nın Ölüm Yıldönümünde Ona Ait Çarpıcı Şiirler

Hayat kısa, kuşlar uçuyor şiiriyle sevdiğimiz sevgili Cemal Süreya’nın ölüm yıldönümü vasıtasıyla en güzel şiirleri sizin için derlendi. Ayrıca Erkan Oğur’un Gnossienne No.1 parçasıyla harika bir uyum yakalayabileceğinizi de düşünüyorum. İşte İkinci Yeni’nin öncülerinden olan Süreya’nın kalbinizi titreten şiirleri.

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Sevgilim Ben Şimdi

Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim 
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara 
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden 
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz 
“Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz”. 
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere 
O gülün yüzü gülmüyor sensiz 
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı 
Hepten hüzünlü bu günlerde 
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye 
Masada tabaklar neşesiz 
Koridor ıssız 
Banyoda havlular yalnız 
Mutfak dersen – derbeder ve pis 
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş 
Vantilatör soluksuz 
Halılar tozlu 
Giysilerim gardropda ve şurda burda 
Memo’nun oyuncak sepeti uykularda 
Mavi gece lambası hevessiz 
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni 
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi 
Radyo desen sessiz 
Tabure sandalyalardan çekiniyor 
Küçük oda karanlık ve ıssız 
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni 
İçeri girmeni 
Senin elinin değmesini 
Gözünün dokunmasını 
Ve her şey tekrarlıyor 
Seni nice sevdiğimi

Biliyorum Sana Giden

Biliyorum sana giden yollar kapalı 
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni 

Ne kadar yakından ve arada uçurum; 
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi 

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm 
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini 

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım 
Ben artık adam olmam bu derde düşeli 

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya 
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki 

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi 
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği 

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; 
Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki 

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor 
Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini 

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; 
Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri 

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım 
Bu böyle pek de kolay değil gerçi… 

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; 
Bunun verdiği mutluluk da az değil ki 

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, 
Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki 

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, 
Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: 

Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu 
Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Siz Saatleri

Siz, saatleri yaşadınız. Zamantaşlarını. Niceldir saatler. Adsızsırlar. Renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar. 
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır. 
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde. 
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım. 
Aylar ayları açıklıyor. 
Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor. 
Açıklanmayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık. 
Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu. 
Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez, sanatçı elden kaçırır. 
Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlem evinde art arda mevsimler sökülür. 
Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza koydunuz. 
Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık sinemada iliklenir. 
Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu. 
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey. 
Yüz yıl sonra bu gün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili, hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan, hiçbir ceylan, hiçbir yılan var olmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız. 
Siz tebeşirle kara tahtaya ne güzel yazan. 
Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan. 
Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar. 
Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış. 
Bakır kaptan günlük kokusu yayılır. 
Geceyle birlikte. 
Gece de. 
Sen Serpin, sen Nuri, orda burda nasıl dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz? 
İki din var: siyah ve beyaz. Gerisi? ..

Göçebe

Sen sık sık gülen gülerken de 
Sevecen bir akdeniz çizgisini 
Sol yanına ağzının 
İliştiren çocuk özenle 
Yabana mı atıyorum yani seni 
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları 
Çocuk ve Allah’ın en eski baskısını 
Değil, değil bunların biri 
Gözlerimin gemileri kuş istiyor 
Açılıp kapandıkça sevdam 
Kapanıp açılıyor bir mavi 
Şahmaran süt istiyor kefeninde 
Üç aylık ölmüş çocukların 
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber 
Ay kana kana batıyor 

Ay kana kana batıyor 
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta 
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim 
Jandarma daima nesirde kalacaktır 
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine 
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça 
Patronun karısını zimmetine geçirip 
Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla 
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre 
Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor 
Mariyln Monroe öldü diyorum ona 
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi 
Şimdiyse cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir 
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum 
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye 
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu 
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu 
Belki de bir günler bunun için Aydın’da bulunduğumu 
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu 
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da 
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu 
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları 
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik 
Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi 
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma 
Sinirli bir elin uysal bir bardağa 
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir 
Sonsuz ve olağanüstü bir bira 
Köpüklene köpüklene biçimlendirir 
Soyunarak ağlayan bir kadını 
Acı bilincinde sonrasızlığın 
Ama bırakalım bırakalım bunları 
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla 
Ve faytoncular görüyorum 
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için 
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren 

Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda 
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde 
Kars kalesi yükseliyor 
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde 
Hırpalayan bu kale de olmasa 
N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa 
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk 
Biliyorsun ben hangi şehirdeysem 
Yalnızlığın başkenti orası 

Bir de yine sevgili çocuk 
Biliyorsun kişi tutkularıyla 
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar 

Arkada bir su devrile devrile akıyor 
Rastgele bir ağaca soruyorum 
Bir şey var sanki onu soruyorum 
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde 
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan 
Ataerkil bir aile gözümü alıyor 

Dedelerin yüzlerinde erozyon 
Silip götürmüş bütün evetleri 

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif 
Babalarınsa ağustoslar atasözleri 

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri 
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini 

Ablalarınsa boyunları soru işareti 
Ağabeylerse utançlarından emrah 

Sıralanmışlar su boylarına 
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri 

Ya suya giden küçük kızlar 
Onlar 
Tıpkı o kuşlar gibi 
Uçan daha bir süre 
Sonra da vurulduktan 

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri 

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi 
Şu son dönemecini de aşınca gecenin 
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil 
Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir 
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil 
Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden 
Ve balyozla vursalar mısralarına 
Soylu bir demir sesi yükselir 
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi 

Ellerim gece yatısına çağrılmış 
Ve 
Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi 

Yüzüm giyotine abone

Üvercinka

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız 
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının 
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için 
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı 
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Bir çok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajı’nda akşam üstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Kaynak: Arka Kapak

Yazmam Daha Aşk Şiiri

Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu

Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgardı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbet
Bütün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan

Cemal Süreya’nın şiirinden uyarlanan Mazhar Alanson’un seslendirdiği Hüznün Kuşları isimli parçayı dinlemenizi de tavsiye ederim..

Kaynakça: Şiir sitesi
Öne çıkan görsel kaynakçası: Arka Kapak

Bir Yorum Yazın