Edvard Munch ve Hayatın Frizleri II

1902’ye kadar, Edvard Munch’ün yaşamında profesyonel hayatı, sağlığı ve aşk hayatı içinde bir kaos dizisi görülmüştür. Git gide yalnızlaşsa da, eserleri, ressam gibi duvarlarla karşı karşıya kalmaya uygun değildi. Aslında bu, neredeyse rastgele resim koleksiyonunun yaşam döngüsünün bir temsili haline geldiği ve Hayatın Frizleri olarak bilindiği yıl oldu.

Hayatın Frizleri 1: Sevgi Tohumları

Sevginin ilk aşamalarından başlayarak, Munch’un nasıl bir hikaye anlattığını görebiliriz. Doğal bir ortamdaki kızı, aşkın idealist bir görüntüsünü veriyor fakat bir sonraki Kırmızı ve Beyaz tabloda, adamla evlenmesi gereken uygun bir kız arasında duran cazibeyi gösteriyor. Bir sonraki eserler ise bir aşk ilişkisinin hikayesini anlatıyor.

Edvard Munch, Ses, 1893, Munch Müzesi, Oslo

 

Edvard Munch, Kırmızı ve Beyaz, 1894, Munch Museum, Oslo

 

Bu anlatıyı hemen hemen Munch’un kendi hayatına uyarlayabiliriz. Munch’un ilk romantizmi, Oslo toplumunun tıbbi birlikleri ve dayanakları kaptanının eşi Millie Thaulow ileydi ve Millie, çoktan Munch’un sanatçı arkadaşları arasında bir üne sahipti. En başından beri Munch yaşlı kadınları çekici buluyordu ve çoğu karşılaşmaları Munch’un günlüğünde tasvir etmişti. Bir öykü gibi yazmış, kahramanlarına takma adlar vermiş. Bu, tecrübeli bir kadın tarafından ısırılan karasevdalı genç adamın alaya alınan öyküsüdür:

Adam kıvrımlı beli kavradı kadın kendine doğru bastırdı – her şey kayboldu, ağaçlar, hava, harikulade bir şey adamı ele geçirdi – boynunda sıcak dudaklar hissetti – ıslak yanaklar – ve usulca dudaklarını kadının dudaklarına gömdü.

Edvard Munch, Göz Göze, 1895, Munch Museum, Oslo
Edvard Munch, Kıyıda Dans, 1990, Narodin Galeri, Prag
Edvard Munch, Öpücük, Naajonal Müzesi, Oslo

Sade bir şekilde Öpücük olarak adlandırılan bu resimde, Munch aşkın eylemindenden fazlasını keşfediyordur. İki insanı birleştiren bağ, vücut, zihin, ruhla ilgilidir. Öpücük’te, önceki eserlerde eksik olan bir hassasiyet var; ikilinin bitmeyen bir sürekliliği var; birinin nerede başladığını ve diğerinin bittiğini söyleyemezsiniz: ‘tamamen birleşmiş’. Ve görünüşe göre bu sanatçının bütün hayatı boyunca aradığı şeydi, Millie Thurlow ile ilişkisinde bulunamayan bir şey.

İnsanların kaderi gezegenler gibidir
karanlıkta yücelen 
ve diğer yıldızları karşılayan
yıldızlar gibi 
karanlığa
yeniden kaybolmadan bir saniye önce parlar
Budur –  bu şekilde
bir erkek ve bir kadın tanışır – birbirlerine havada süzülen
aşkının alevlerinde aydınlanır – o zaman kaybolurlar
farklı yönlere doğru
tamamen birleşebildikleri
bu büyük yangında
sadece çok azı birbirini bulur

Beraber olduğu kadınlar, çekildikleri Bohemya yaşamının bir parçasıydı, fakat yine de Munch dışarıda kalıyordu. Munch’in sorunu, kocalarına döndüklerinde ortaya çıktı ve dindar yetişmesi tarafından yönetilen kendi düşünceleriyle kaldı. Bekaretini kaybettiği zaman günlüğünden alıntılar:

Ona gitmesinin korkunç olduğunu ve ne istediğini bilmesinin çok kötü olduğunu düşünüyordu… ona bakmayacaktı. Hayal ettiği şeyi istedi. Kadının üstüne yattı – onu istedi – –

Hiçbir şey söylemedi – aşağılanmış hissetti – muazzam bir yorgunluk ve keder. Saçını okşadı.
‘Zavallı çocuk’
Eli kafasında çekip gitti. ‘Zina etmeyeceksin’ diyen babasının sesi çınladı. Zina etmişti. Birdenbire her şey çok çirkindi.

Hayatın Frizleri 2: Sevginin Çiçeklenmesi ve Geçmesi

Bu bölümde, Munch başlangıçtaki tutkunun geçmesinden sonra nelerin kötüye gittiğini sembolize ettiği eserlerini yerleştirmiştir.

Edvard Munch, Küller, 1894, Nasjonalmuseet, Oslo

Bu bölümün ilk resmi “Küller” olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmada, geleneksel cinsel roller tersine çevrilir. Kadının Üç Aşaması’nda olduğu gibi, erkek pasif bir enkaza indirgenir ve cinselliğiyle sevinen kadının kontrastıdır. Sormamız gereken soru, bunun neden gerçekleştiği? Munch’un aşağılandığını hissettiğinin farkındayız – ormandaki cinsel deneyiminden sonra hissettiği muazzam bir yorgunluk ve keder.

Prideaux bunu Munch’tan bir alıntı ile pekiştiriyor: Aşkımızı yerde yatan bir kül yığını gibi hissettim.

Edvard Munch, Hayatın Dansı, 1899

Üç Aşamada Kadın ve Hayatın Dansı tabloları aslen birbirleriyle bağlantılıdır. Sembolik imgelem, bu eserlerin her ikisinde de çekicidir: Soldaki, bakir,her zaman beyaz giyen ve ‘kadın’ olacağı anı sabırsızlıkla beklermiş gibi gözüken genç kız. Sağdaki kadın ise pişman ve ölü gibi gözüküyor.

Hayatın Dansı’nın merkezindeki çiftin konumlandırılmasıyla olayı açıkça ortaya koyuyor. Kıyafet çiftin etrafına dolanır ve bizi “dansa” yönlendiren kadın olduğunu görmemize yönlendirir.

Bu, aşırı uç hayatı onayladığını göstermektedir; iki birleşmenin bir olmak fikri, ama bu, yaşamında olduğu gibi sanatında da Munch için bir zorluk gibi görünüyor. Zaten bu daha sonra döneceği bir temadır.

Edvard Munch, Üç Aşamada Kadın, 1893
Edvard Munch, Melankoli, 1894

Bununla birlikte, Munch ilişkilerinde yerine getirilemeyen bir rol oynamış gibi görünüyor ve bu Küller’deki figür ile daha çok uyuyor. Fru Thaulow’a olan kıskançlığı ve takıntısı çalışmaları üzerinde kendini göstermeye başlamıştı. Günlüğünde, “sevginin mutsuzluğu”nu tamamiyle hissetmesine neden olduğu konusunda ateşli bir yazı yazmıştır:

İlk öpücüğümü aldığı için mi hayatımın nefesini de elimden almıştı? Yalan mı söylemişti – kandırmıştı – bir gün aniden pullar gözlerimin önünden düşmeye başladı ve bir Medusa başı gördüm. Hayatı bir dehşet olarak gördüm.

Munch, Vampir, 1893

Canavara dönüşen sevgili, Vampir olarak bilinen eserlerde ele aldığı temadır.

Edvard Munch, Kıskançlık, 1895, Rasmus Mayer Samlinger, Bergen Kunstmuseum

Munch’in Fru Thaulow ile ilişkisi sona ermişti. Fakat ona olan tutkusu devam ediyordu. Kendince intikam almak için Oslo’nun genelevlerine gitti. Bir zamanlar yaşadığı duyguyu hiçbir zaman kopyalayamayacağını fark etmiş oldu

Hayatın Frizleri 3: Kaygı

Üçüncü bölüm daha iyi adlandırılamazdı: Kaygı. Çatışan renklerle dolu tehlikeli gökyüzü, bize bakan yüzler, bir şey söylememize meydan okuyanlar, kalabalıklar Munch’un baştan aşağıya düştüğü bir dünya hakkında klostrofobik bir his yaratıyor. Bu fikre ekleyenecek çok az şey var; eserler kendi adlarına konuşuyorlar zaten.

Edvard Munch, Kaygı, 1894
Edvard Munch, Çığlık, 1893
Munch, Karl Johan Caddesinde Akşam, 1894
Munch, Kırmızı Virgiana Sarmaşığı, 1898
Munch, Goigotha, 1900

Hayatın Frizleri 4: Ölüm

Ölüm, Munch’in genç yaştan beri sürekli yanında olan arkadaşıydı. Annesini yedi yaşındayken ölmesinin genç oğlan üzerinde derin bir etkisi oldu ve bu nedenle konuyla ilgili pek çok resim yapması şaşırtıcı değildir.

Munch’un ablası, Sophie tüberküloz geliştirmişti ve öldüğünde, onbeş yaşındaydı. Edvard, ablasının arkadaşlarıyla yaptığı yürüyüşlere eşlik ederdi, hatta onlardan birine aşık olmuştu. Son hastalığı sırasında, Edvard’ın istediği gibi onun yanında olacaktı. Günlüğünde Edvard daha sonra ablasının ne sorduğunu yazmış:

‘Sevgili tatlı Edvard, bunu benden söküp al, çok acı veriyor. Yapamaz mısın lütfen?’ Yalvarırcasına bana baktı. ‘Evet, tabii ki de yapabilirsin. Oradaki kafayı görüyor musun? İşte o ölüm.’
Ama ondan çekip alamadım. Perdenin arkasına saklanıp ağladım.

Son bölümde ortaya çıkan resimlerin tümü, Munch’un tüm yaşamı boyunca hastalık ve ölümle çevrili olduğu ve tüketildiği gerçeğiyle bağlantılıydı. Sağlık sorunlarından, annesinin ve ablasının erken ölümüne ve kendisini bir sanatçı olarak bulmak için uğraştığı bir zamanda babasının ölümü… Bu deneyimler üzerine, hepimizin katlandığı evrensel acıyı ve ıstırabı göstermek için çizdi. . Manifestosunda söylediği gibi: Nefes alan, acı çeken, hisseden, sevilen gerçek insanların resimlerinin olmasını istedi.

Edvard Munch, Ölü Anne ve Çocuk, 1893
Edvard Munch, Hasta Çocuk, 1902
Edvad Munch, Hasta Odasındaki Ölüm, 1893
Edvard Munch, Ölüm Döşeği Ateşi, 1895

Yaşamın tüm yönlerini ve ölümü araştıran önemli bir resim döngüsünün sonuna gelirken, Munch’ün bu resimlerin başarısını gösteren son sözlerine bugün hala huşu ve merakla bakıyoruz:

Tüm hayatım taştan taşa zıplayarak, dipsiz bir uçurumun yanında yürürken geçti.  Bazen dar yolumu terketmeye ve hayatın dönen ana akımına katılmaya çalışıyorum, ancak kendimi her zaman kaçınılmaz olarak uçurumun kenarına doğru çekildiğini görüyorum ve orada sonunda uçuruma düşene kadar yürüyeceğim.

Kaynakça:http://www.dailyartmagazine.com/edvard-munch-and-the-frieze-of-life/

Sanatla Art sayfasının kurucusu

Bir Yorum Yazın