Sanat ve Akıl Hastalıkları

The New York Times, Meksikalı sanatçı Martín Ramírez’i “20.yüzyılın en büyük sanatçılarından biri” olarak nitelendirmişti. Ramirez’in başarısı hakkında en dikkate değer şey ise, çizimlerindeki çizgilerin ve imgelerin büyüleyici tekrarının ötesinde, sanatçının tüm eserlerini bir akıl hastanesinde ortaya koymuş olmasıdır.

1963 yılında ölen Ramírez, Büyük Buhran döneminde ciddi zorluklar yaşamış bir göçmendi ve hayatının son 30 senesini şizofreni teşhisi konduktan sonra yerleştirildiği akıl hastanesinde geçirmişti.

2007 yılında New York Amerikan Halk Sanatı Müzesi’nde, sanatçının çizimlerinin yer aldığı büyük bir serginin kurulmasının ardından Ramírez’in daha önce bilinmeyen gizli eserleri keşfedilerek bunlardan bazıları sergilenmişti. Tarihçiler ve sosyologlar Ramírez’in hayatını, eserlerini, şizofreni teşhisini ve eserlerinin gerçekten hastalığını yansıtıp yansıtmadığını tartışmışlardır.

Ramírez ve aynı zamanda ressam olan psikologu Tarmo Pasto

Bilim insanları uzun yıllar boyunca yaratıcılık ve akıl hastalıklarının bağlantısını incelemiş olsa da bu ikili arasındaki çizgi genellikle bulanık kaldı. Araştırmalar yaratıcı insanların, daha az yaratıcı olan “normal” insanlara kıyasla akıl hastalarıyla daha çok ortak kişisel özelliğe sahip olduğunu gösteriyor. Stanford Üniversitesi’nin bir çalışmasında, bipolar bozukluğu olan hastalar ile bir grup akıl sağlığı normal olan insan karşılaştırıldı. The Journal of Affective Disorders dergisinde yayımlanan araştırma, beceri gerektiren bölümlerden mezun olan öğrencilerin, sağlıklı ama daha az yaratıcı olan akranlarına kıyasla bipolar bozukluğu olan hastalarla ortak kişilik özelliklerinin daha çok olduğunu ortaya koydu.

Hangi sanatçılarda ne gibi hastalıklar görülmüştü?

Fransız Heykel sanatçısı Rodin’e göre sanat, dünyayı anlama ve anlatmak isteyen bir düşünce çabası, Tolstoy’a göre insanın her zaman duymuş olduğu bir duyguyu kendinde canlandırdıktan sonra bu duyguyu başkalarının da aynı şekilde  duyabilmesi için çizgi, renk, hareket ya da sözcükler aracılığıyla aktarmasıdır. Freud’un belirttiği gibi psikanaliz hiçbir zaman sadece ruhsal hastalıkların teşhis ve tedavisine yönelen bir yöntem olmayıp felsefe, din ve sanat sorunlarının çözülmesinde de yararlı olabilir.

Psikiyatrist John Rickman, sanatçıda hem yaratıcı hem de yıkıcı impulsların yoğun şekilde bulunduğunu ve bu iki farklı impulsun karşılıklı bir etkileşim içinde olduğunu ileri sürer. Sanatçının ürününü, yıkıcı, tahrip edici impulslar üzerinde yaratıcı gücün zaferi olarak görür.

İspanyol ressam Goya, yaşamında ardı ardına bedensel ve ruhsal hastalıklar yaşamıştır. Sifiliz, nörolabirintitis, şizofrenik reaksiyon, yaş dönemi depresyonu; bu tekrarlayıcı hastalık nöbetleri tam olmayan felce, epilepsi nöbetlerine, yarı körlüğe ve zaman zaman işitme ve konuşmanın bozulmasına, halüsinasyonlarla birlikte olan düşünce bozukluğu ve gerçekle ilişkisinin kopmasına neden oluyordu.

Francisco Goya, Aklın Yyuması Canavarları Yaratır, y. 1790

Bu klinik tablonun oluşmasına Goya’nın üstübeç* ile çok fazla karşı karşıya kalmasına bağlanıyordu. Bu zehirli bileşik sanatçının en fazla kullandığı renk verici maddeydi. Ressam hastalıklarından sonra farklı bir kişiliğe bürünmüştü.

Martín Ramírez’e dönecek olursak bilim insanları sanatçının gerçekten akıl hastalığına sahip olup olmadığı konusunda tartışmaya devam ediyor. Bazıları sanatçının eserlerinde düşünceli bir aklıselimlik görüyor.

Halk Sanatı Müzesi Modern Sanat Merkezi yöneticisi ve küratörü Brooke Davis Anderson’dır. On göre bahsettiğimiz sergi Ramírez’in ressamlığının yıllar içerisinde nasıl geliştiğini ortaya koymaktadır.

Sanatçının tablolarında, ölümüne yakın bir dönemde renk kullanımının büyük oranda arttığı ve soyut temaların yoğunlaştığı görülüyor. Ve yine Anderson, Ramírez’in akıl hastalarının genelde yaptığının aksine tuvalindeki her boşluğu doldurmaya çalışmadığını söylüyor.

“Şizofren tanısı konmuş olsa da aslında Ramírez tuvalde boşluk bırakmaktan hiç korkmuyordu”, diyor Bayan Anderson. “Motiflere ve hayvanlara olan bağlılığı, sanatçının daha akılcı ve daha az hasta tarafını yansıtıyor. Dekoratif zevkinde, kompozisyonunda ve ölçeklerinde büyük bir çeşitlilik olduğu görülüyor.”

*Üstübeç, renk pigmenti olarakrenkli ve beyaz boya yapımında, boyaların yoğunluğunu artırmak için kullanılır. Günümüzde yağlıboya ve macunlarda dolgu gereci olarak kullanılan zehirli bir madeni tozdur.

Kaynakça: https://npistanbul.com/guzel-sanatlar-ve-psikopatolojihttps://well.blogs.nytimes.com/2008/12/11/art-and-mental-illness/ 

Bir Yorum Yazın